Güneş Yakartepe Kimdir, Sözlük ve Piyano
Hoşgeldiniz
Giriş / Kayıt Ol

NEDEN TÜRKİYE'DE FİLM MÜZİĞİ YAPAMIYORLAR?

Bu konuda Semih Tareen görüşleri Şöyledir; "Türkiye'de film müziği yapamıyorlar" başlıklı bir söyleşi film müziği yapmayan bir popçu ile yapılmış. İlginç olanı film müziğinin ne olup ne olmadığını tanımlamadan röportajda bahsi gecen popçu müzisyen, Türkiye’de film müziği yapamıyorlar diye geçiştirmiş ve tabii bundan kendisinin film müziği yaptığını sandığı, aynı şekilde makale yazarı gazetecinin ve halkın da buna inandığı görülüyor. Ama halkımız soru sormayı ve sorgulamayı biliyor. Eminim halkımızın büyük bir çoğunluğu biliyor ki Türkiye’de film müziği yapılıyor, hem de yıllardan beri yapılıyor.

Örnek: Ülkemizin değerli besteci ve ud sanatçılarından, aynı zamanda sayın hocalarımdan biri olan Munir Nurettin Beken'in "Cazibe Hanım’ın Gündüz Düşleri" ve "Kız kulesi Aşıkları" filmlerine yaptığı Altın Portakal en iyi film müziği ödülü kazanan film müzikleri. Bu filmler 1992, 1993 senelerinde yapılmıştır. Günümüzden ise değerli sanatçımız Tamer Ciray'in yaptığı film müzikleri vardır. Bunun gibi Türk sinemasının çeşitli dönemlerinden bir sürü film müziği örneği vardır. Bu değerli tarihimizi sizler daha iyi bilirsiniz.

 Neden "Türkiye'de film müziği yapamıyorlar"

başlıklı bir habere gerek duyuluyor, hem de çok okunan bir gazetede? Bence bunun sebebi dizilerin yaygınlaşmasıyla halkın bu tür tv/sinema yapımlarından beklentilerinin azalmasından kaynaklanıyor. Açıklayayım: Türk sineması çok güçlüdür. Başlı başına dünyaya örnek olabilecek bir sinemadır. Bu gerçek, değerli sanatçılarımızdan Metin Erksan'ın "Sevmek Zamanı" filmi olsun, Osman Seden'in "Düşman Yolları Kesti" veya "Kanun Namına" filmleri olsun, Nuri Bilge Ceylan’ın "Uzak" filmi olsun, Türk Sinemasının her döneminden bellidir. Fakat bu tür güçlü yapımlarımızın yanı sıra halkımızı TV’nin önüne çekmeyi başaran diziler de vardır. Bu diziler formüle edilmiş kamera hareketlerini (lokasyon belirleyen jib hareketi veya heyecanlı anlarda sallanan kamera hareketi mesela) halkın bilinçaltına yerleştirmiştir.

Aynı şekilde “formüller” haline gelmiş dizi müzikleri de bilinçaltlarına yerleşmiş ve filmlerden halkın beklediği müzik kalitesinin seviyesini düşürmüştür. Buna en güzel örnek yine kendisiyle röportaj yapılan popçu müzisyenden geliyor: Mesela, sözü gecen Zerda dizilerinde müzisyenin heyecan anlarında kullandığı formule müzik, klavyeden gelen timpani sesi crescendo(yükselme) ve decrescendo (hafifleme) seklinde çalınır. (Klavyeye vuran iki parmak hayal edin) ve bu müzik heyecan anında sallanan kamera formülüne eşlik eder, buna popçu müzisyen "film müziği" der ve arkasından da gazetelere "Türkiye’de Film Müziği yapılamıyor" diye demeç verir.

Sizler gibi değerli hocalarımızın film müziğine olan tutkusu sayesinde sizin öğrencileriniz olarak biliyoruz ki film müziği, - hatta sadece film müziği değil- sinema, TV’de gördüğümüzden çok daha farklı sanatlardır. Belli bir tarihe sahiptir. Belli bir bilgi ve deneyim birikimine bağlıdır. Belli kuralları vardır, ama yeniliklere açıktır. Çeşitli türleri, bestecilik ve orkestrasyon yaklaşımları vardır. Ben, kendimi bu işe adayan biri olarak biliyorum ki film müziğini film müziği yapan şey yukarıda bahsini ettiğim ve aynı zamanda hiçbir zaman tümünü buraya yazarak sığdıramayacağım unsurlardır.


Açıklayayım: Film müziği sinema/ TV için yapılan müziktir. Tamam, peki sonra? Film müziğinin görüntü zamanlamalarına uyması gerekir. Başka? Film müziği bazen ekrandaki karakterin bilinçaltını, bazen de seyircinin bilinçaltını anlatmaktadır. Devam? Film müziği yukarıdakilerinin tamamen tersi bir işlev de görebilir. Film müziği, orkestrasyon teknikleriyle enstrümanlara yeni sesler verip yukarıda belirtilen işlevlerini yürütebilir. Film müziği illa bir ezgi, bir melodi demek değildir. Film müziği sessizlik de olabilir. Film müziği... derken bir bakıyoruz ki uçsuz bucaksız olan film müziği sanatını kalıplaştırmaya ve bir kutuya sıkıştırmaya çalışmışız. Bu basitleştirmelerden ötürü her ekrana koyduğumuz müziği, film müziği sananlar dolmuş etrafta.


"Türkiye’de film müziği yapılamıyor" konusunda fikirlerimi söyleyeyim: Bence Türkiye’de dizi müziği yapan insanlar arasında çok yetenekli arkadaşlar var (Mesela değerli sanatçımız Kemal Sahir Gürel). Fakat röportajda da söylendiği gibi popçu müzisyenlerin halka yaptıklarını "film müziği" olarak tanıtmaları üzücü tabii. Ben son 10 senemi bu işe adamış, egitimimi 2-Emmy odülü kazanan Hollywood bestecisi Hummie Mann'dan almış, Amerika'da 2 tane en iyi film muziği ödülü kazanmış biri olsam bile hala film müzigi konusunda her şeyi bildigimi iddia edemem, çünkü yukarıda bahsetmeye çalıştığım gibi sonu olmayan ve her zaman yeniliklere açık olan bir sanat dalı. Fakat şunu yapabilirim: Film müziğinin ne olup olmadığını en iyi şekilde anlamaya çalışır ve film müziği yapma yoluna kendimi adarım. Bu sanata olan sonsuz saygımı göze alarak bu sanatı bugün gerçek anlamda yapan ve sinemanın 100 yılı aşmış olan tarihinde bu sanatı yapmış tüm gerçek film bestecilerine bir onur yemini verir gibi kendimi film müziğine adayıp bu yolda ilerlemeye çalışırım. Ve diyorum ki

:

Maalesef ezgi ve melodiler yapan, üç beş gitar akoru bilen arkadaşlar dizilere müzik yaparak film müziği yaptıklarını iddia ediyorlar, bu kesinlikle yanlış. Tamam, güzel ezgiler yaratıyor olabilirler. Fakat, güzel ezgi yaratmak başka, işlevini yürüten film müziği yapmak başka, hatta güzel ezgilerle beraber işlevini yürüten film müziği bambaşka. 

En basit örnek: Sayın film müziği hocam Hummie Mann'dan aldığım film müziği orkestrasyon derslerinde obuanın ses frekansı erkeklerin ses frekansına yakın olduğu için obua ile çalınan ezgiler filmde eğer bir erkek karakterin monologu var ise gizlenebilir. Bunun hem zararı vardır (obuanın ezgileri belli olmaz ve diyalogu bozabilir) hem de yararı (Obua ile başlayan bir ezginin ilk girişini belli etmemek için erkek karakterinin diyalogu ile gizleyebilirsiniz.)
Şimdi, benim beynime nakşetmiş buna benzer binlerce uygulamalı film müziği tekniklerini ben yaptığım her film müziğinde uygulamaya çalışıyorum. Bu teknikler, mesela görüntü yönetmenlerinin yaptıkları karaktere ve hikâyeye uygun ışıklandırma tekniklerinden çok farklı değillerdir. Nasıl bu teknikleri bilmeyen bir görüntü yönetmeni, işlevine uygun görüntüler yaratamazsa, aynı şekilde bu teknikleri bilmeyen bir besteci işlevine uygun bir film müziği yaratamaz. İşlevine uygun olmayan film müziği zaten film müziği değildir. Güzel ezgi olabilir, ama film müziği değildir.
Bence bugün Türkiye’de yapılan film (ve özellikle dizi) müziklerinin konumu budur. Kendilerini bu konuda yeteri kadar eğitmemiş insanların işlevini gerçekleştiremeyen ezgiler yaratıp film müziği yaptıklarını iddia etmeleri buna en güzel örnektir. Halkın da bu dizilere bağlanıp reytingleri arttırıp dizi endüstrisini Türkiye’nin şu anki en başarılı medya ticaretine dönüştürmüş olmaları da dizi müziklerindeki bu büyük eksikliği belli etmiyor. Yanlış anlaşılmasın, dizi müziği yapan arkadaşlar elbette yetenekli insanlar, ebetteki güzel ezgiler yapıyorlar, ebetteki halkın seveceği, kulağımıza hoş gelen albümler çıkarıyorlar. Bunlar çok güzel. Ama işlevini yürüten film müziği yapamıyorlar. Nasıl çok harika fotoğraflar çeken birisi bir filme görüntü yönetmeni olamazsa (çünkü işlevini yürüten görüntüler yaratması için fotoğrafçılık yetmez, sinema dilini bilmek gerekir) aynı şekilde harika ezgiler yapan bir müzisyenin bu ezgileri yapabiliyor olması film bestecisi olması veya film müziği yaptığı anlamına gelmez. Eğer gelseydi, o zaman mahallemizin köşelerindeki düğün fotoğrafçıları da görüntü yönetmeni olabilirlerdi.

Dünyanın en iyi uygulamalı film müziği okullarından biri olan Pacific Northwest Film Scoring Program'dan mezun olsam bile kendimi film müziği konusunda yeterli eğitmiş hissedemedim. Bu yüzden ayrıca sinema eğitimi de aldım, film müzikleri yaparken sinema dilini daha iyi anlayabilmek için. Seattle Film Institute' ta bir buçuk sene yapımcılık ve yönetmenlik eğitimi aldım ve bitirme tezim olarak 16mm filme "Yellow" isimli bir kısa film çektim. Bu film dünyada çeşitli festivallerde gösterildi ve Amerika'da en iyi kısa film ve en iyi müzik dâhil, toplam 4 ödüle aday gösterildi. Kendimi sinema dilinde eğitmek istememin sebebi, bir yönetmen ile film müzikleri hakkında konuşurken yönetmenlerin dilini daha iyi anlayabilme ve sinema dili ile yapmaya çalıştıklarını görebilme isteğimdi. 

Bir film bestecisi olarak müzik yaparken müzikleri her zaman dengede tutmak önemli. Eğer yönetmenin sinema dilini kullanarak ifade edebildikleri var ise o zaman belki o sahneye müzik dilini kullanarak ifade gerekmez veya çok sade bir müzik yeterli olur. Çünkü müzik belli bir duygu seviyesinin üzerine çıkarsa aynı duyguları vurgulamaya çalışan görüntü ve sinema teknikleri ile beraber müzik fazla kaçabilir, sahneyi yorabilir, izleyicinin duyularını (görüntü ve ses olarak) boğabilir. 

Sinema eğitimi gören tek film bestecisi ben değilim. Benim için Hollywood'un en iyi bestecilerinden biri olan rahmetli Basil Poledouris de film müziği eğitimini sinema eğitimi ile birleştirmiştir. Bunu dile getirmekteki amacım her bestecinin sinema eğitimi almasını söylemek değil, ama bir besteci eğer film bestecisi olmak istiyorsa kesinlikle müzik dili ile beraber sinema dilini bilmesi ve geliştirmesi gerektiğindendir. Bu gerçek de film müziğinin sinemaya bağlı bir müzik türü olduğunu tekrar göstermekte ve güzel ezgi yazıp görüntülere yapıştırmanın sinema için yeterli olmayacağını bir kez daha onaylamaktadır.

Son söz olarak: Türkiye'de film müziği elbette yapılıyor ve yıllardan beri yapılıyor. Bu yüzden "yapılamıyor" iddiasında kimse bulunmasın. Sadece bu tür film müzikleri yeterince göz önünde değiller son zamanlarda. Bunun sebebi ise dizilerin popülerleşmesi ve dizilere benzer sinema filmlerinin yapılması. (Sinemada bile lokasyon belirleyen jib kamera hareketi bulunuyor, aynı dizilerden çıkma kameramanlardan ve yönetmenlerden dolayı.) Kendi deneyimimden bir örnekle bitireyim: Türk sinemasından müziklerini yaptığım Gomeda isimli film Turkiye'de halkın pek ilgisini çekmezken, aynı film Amerika'da 3 tane ödül kazanıyor (ikisi en iyi film müziği ödülü, biri en iyi ses tasarım ödülü) ve 7 ödüle aday gösteriliyor (en iyi film ve en iyi yönetmen dâhil). Ben Gomeda'ya yaptığım müziklerde film müziği eğitim ve deneyimimden edindiğim bilgileri kullanarak tamamen orkestrasyona ve güncel film müziği tekniklerine dayalı bir müzik yaptım.

Bu müzik Amerika'da 3 ödüle aday oldu ve bunlardan ikisini kazandı. Fakat bu müzik herhalde Türkiye’deki dizi müziklerine alışmış kulaklara biraz yabancı gelmiş olacak ki, kazandığım bu ödüllere rağmen Gomeda'dan sonra Türk sinemasından henüz başka bir iş teklifi almış değilim. Şimdilik sadece Gomeda'nın yönetmeni Tan Tolga Demirci ile tekrar çalışma fırsatım oldu. Bir de değerli sinemacılarımızdan Derviş Zaim ile önümüzdeki bir tarihte çalışma imkânım olacak inşallah.
Şimdilik yaptığım müziklerin çoğu Amerikan ve İngiliz yapımları için. Ama Türk sinemasını ve Türkiye’yi çok seviyorum. Umuyorum ki Türk sinemasına da film müziği konusundaki bilgi ve deneyimimle bir katkıda bulunabilir, gençleri doğru film müziği yapma yoluna sokabilirim. Teşekkür ederim.

Mail yoluyla bağlantı kurduğum ve ödevime yardım etmesini istediğim Semih Tareen bunları yazmış yollamış. Ona minnettarım. Şu anda mikro biyoloji alanında da değerli çalışmaları ve eğitimi bulunan Tareen’in film müziğinin ne olduğunu anlatma konusundaki sıkıntısını ben ta buradan hissedebildim. Çünkü tek sesli gelenekten gelen ve neredeyse klip gibi yapılan film müziklerini (söz gelimi Kurtlar Vadisi) en ideal film müziği addeden bir topluma ( bir de müzik eğitiminden yoksun olduklarını göz önüne alırsak) bunu anlatmak gerçekten çok zor.

Ama şunu da söylemeliyim ben de aynı Semih Tareen gibi, insanımızdan ve onun kapasite ve yeteneklerinden son derece ümitliyim. Sınıftaki deneyim ve deneylerim sonucunda gördüm ki gençleri ezberci anlayıştan kurtarabildiğimiz ölçüde aldığımız verim artıyor

 

 

RSS