Güneş Yakartepe Kimdir, Sözlük ve Piyano
Hoşgeldiniz
Giriş / Kayıt Ol

Piyano Çalın Davulları Çaydan Aşağıya Rumeli Türküleri Yunan Rum Turkce Halk Türküsü Yöresel Jenerik

Teşekkürler! Arkadaşlarınıza da önerin!

URL

Bu videoyu beğenmediniz. Dikkate alacağız!

Sorry, only registred users can create playlists.
URL



Açıklama

Kuyruklu Piyano ve Vokal İle Atatürk ün Sevdiği Türküler ve Şarkılar
Çalın Davulları (Selanik)Türkü Sözü
Çalın davulları çaydan aşağı
Mezarımı kazın belden aşağı
Suyunu da dökün boydan aşağı

Aman ölüm zalim ölüm üç gün ara ver
Al başımdan bu sevdayı götür yare ver

Selanik Selanik viran olası
Taşını toprağını seller alası
Sen de benim gibi yarsız kalası

Aman ölüm zalim ölüm üç gün ara ver
Al başımdan bu sevdayı götür yare ver

Selanik içinde selam okunur
Selamın sedası cana dokunur
Gelin olanlara kına yakılır

Aman ölüm zalim ölüm üç gün ara ver
Al başımdan bu sevdayı götür yare ver
Son Ses Kes Önemli ÇALIN DAVULLARI ÇAYDAN AŞAĞIYA SELANİK TÜRKÜSÜ HİKAYESİ
Nedir suçu o eski şehrin ki adına yakılan türküler "Selanik Selanik, ıssız kalasın..." diye bir ilenmeyle başlar. Bir şehir için dile getirilebilecek en büyük beddua ıssız kalmasını istemek olmaz mı? Belki bu yüzden terk edip gitti o şehri şenlendiren feraceli kadınlar, kırmızı fesli, kaytan bıyıklı kumral delikanlılar... Bu türküyü söyleyenin ahı tuttu belki de Selanik'i; Saatli Selimpaşa Camii'nin cemaati dağıldı, bezirganlar Hamzabey bedestenini boşalttı, Islahhane hamamının kurnalarından kaynar sular akmaz oldu, Alaca İmareti yıkılıp gitti, İkilüleli tekkesindeki zikir sesleri kesildi. Bu türkünün ilenciyle asırlık çınarlar devrildi, suyu soğuk çeşmeler kurudu, cumbalı evlerin kafesli pencerelerindeki utangaç kızlar kayboldu. Baldıranlar sardı o güzel şehrin bahçelerini, bağlarını, bir asra yakındır ki Selanik yarsız kaldı, Türkçesiz kaldı, Türksüz kaldı...

Niye başka şehirler gibi övülmez türkülerde Selanik?

Oysa alabildiğine göz alıcı, alabildiğine çekici, alabildiğine sevgiliydi bir zamanlar.

Varda Vadisinin ağzında Kolkidike ve Olimpos dağları arasına kurulu Selanik, rengin her çeşidini barındıran bir çiçek tarhı gibi iken, çarşısında, pazarında, bedesteninde envai çeşit lisan dillenirken, körfezinde küfürbaz Rum kayıkçılar siya siya seyrederken, akşam saatleri esmer tenli dertsiz Çingene kadınları yollarda çiçek dağıtırken, Pomak'ı, Yahudi'si, Avdeti'si, Rum'u, Ermeni'si, Arnavud'u, Türk'ü, birlikte yaşamaktan gocunmaz iken,

Selanik bizim iken, biz Selanikli iken...

Şehrin eski merkezinde, Türklerin Hortacı Süleyman Efendi dedikleri camii civarında, Rumların Hortacıdes dedikleri semtin Şadırvan mahallesine bakan yönünde zaptiye binası yakınlarında çeşit çeşit kumaşla dolu büyük bir manifatura dükkanının sahibiydi Rendalı Rüstem Aga. Selanik'in tamamen Türk olan mahallesiydi buralar. Karşıdan Susam değirmeninin ve derviş tekkesinin koca kapıları görünürdü.

Belindeki on iki kat Tarablus kuşağından gümüş sat kösteği sarkan pala bıyıklı, esmerce bir yörük esnaftı Rüstem Aga. Selanik'in hanımları onun dükkanındaki kumaşlarla giyinirdi. Dallı güllü basmalar, ağır kadifeler, Şam işi ipekliler, Selanik dokumaları zarif elbiseler, renk renk feraceler olup salınırdı Rumeli kızlarının sırtında.

Üç beş delikanlı dükkanın içinde sağa sola koşturup müşteriyle ilgilenirken o, Hortacı Camii'nin önündeki asmalı sokak kahvesinde, sulanıp serinletilmiş bir çınar gölgesinde elma kokulu nargilesini fokurdatır, bol köpüklü şekersiz kahvesini yudumlayıp otururdu.

Ah Selanik, ne güzeldi çınar altlarına yerleştirilmiş taburelerden oluşan kahve köşeleri varken.

Dağına göre kış verirmiş Yaradan. Rüstem Aga gözü gönlü tok, işi tıkırında, koca konağı dolum dolum bir esnaftı. Kaç kişi karın doyuruyordu kapısında. Atlarına bakanlar, aşını kaynatanlar, Nasıriç taraflarındaki çiftliğini çekip çevirenler, dükkanı işletenler... Geçimden yana derdi yoktu Rüstem Aga'nın ama ne çare ki ezelden böyle koymuşlar kuralı; zemheri ayında gül bulunur da başı dertsiz kul bulunmaz alemde. Rüstem Aga'nın da içini kemiren bir kuruntu vardı nicedir. İyi hoş, çift çubuk, ev bark, dükkan kiler vardı ama ne olacaktı yarın? Selanik'in sayılı esnafından Rüstem Aga'nın bir oğulcuğu yoktu yazık. Bunca mala bakacak, kendisinden sonra ocağını tüttürecek, soyunu sürdürecek bir erkek evlat vermemişti Hak Teala bu kuluna. Üç kere evlenmiş, beş kız sahibi olmuştu, işte yaşı altmışa dayanmış fakat erkek evlat görmemişti kucağı. Nargilenin hoş kokusuna kendisini bırakınca bu düşünceler içinde boğulup gidiyordu. Çark gibi dönen düzeni boş geliyordu gözüne, eşin dostun içine girip dünya dertlerini laflarken diline takılıp kalıyordu bir şeyler. Ne olurdu bir erkek evladı olsa da huzurla yumsa gözlerini şu dünyaya. Adına hayır hasenat yapıp soyunu sopunu sürdürseydi.

Fazlasını Göster

Yorum Yazın

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın.
RSS